T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi

Varlık Dergisi Sayı 456 - Yıl 1957 Ataç İçin

                 ATAÇ İÇİN       

        Nurullah sadece sahte şöhretleri yıkmakla kalmadı. Sade yeni şiiri, mikyası türkçenin güzelliği olan şiiri -çünkü onun yenilik mera­kını böyle anlamalıdır- müdafaa ile kalmadı. Bize eski şiirimizi de tanıtmağa çalıştı. Ve bunu çok güzel yaptı. Kütüphaneler dolusu ciltler, tenkitler, tecrübeler yazmadı ama, tıp­kı Yahya Kemal’in yaptığı gibi onun zevkini tattırdı. Ne kadar güzel şeyleri kitap sahifelerinden kurtarmıştı. Baki’yi gerçek çehresi ve büyük zenginliklerile ondan öğrendik. Naili’yi, Neşati’yi zevkimiz için o eledi, Şeyhül­islâm Yahya’yı Yahya Beyi ve daha bir çok­larını o yeni bir iklim bulur gibi buldu. Her makalesinde bize onlardan kucak dolusu mü­cevher taşıdı. Şiirin nasıl tadılması lâzım gel­diğini bize bir eski reçeteden ekşir hazırlar gibi dikkatli, ince tahlillerle öğretti. Hangi dostunun hafızasında Nurullah'tan öğrenilmiş bir kaç mısıra yoktur. Onun sayesinde –daha evvel Yahya Kemal’in- eski şiirin güzel tarafı artık kütüphanelerde uyumuyor; güneş ışı­ğında çıplak atletler gibi geziniyorlar.

        Bu makalelerin henüz bir kitap halinde top­lanmaması onların tesir sahasını belki da­raltmıştır. Fakat bu tesir mevcuttur; hattâ en fazla tesir edecek şekilde. Çünkü bu mek­tuplar, asıl muhataba, gelecek zamanlara hitab edeceklere gitmiştir.

        Nihayet Nurullah bize bazı fikir meselele­rinin kapışım açtı. Bizim yaştakiler için de­ğilse bile, gençler, yeni yetişenler için bunun ne kadar mühim olduğunu bilmem söylemeğe lüzum var mı? Bu fikirlerin ekildiği genç di­mağlar, onları besliylebilecek bir zemin hali­ne gelirlerse elbette ki, edebiyatımız başka bir manzara alacaktır.

        Nurullah kendisinden şüphe eden adam sıfatile, durmadan fikirler arasında gezindi. Bü­tün çok okuyanlarda olduğu gibi Nurullah kendisinde bu okumaların doğurduğu müstear şahsiyetleri -yahut fikirleri- her yıkmağa ça­lıştıkça biz zenginleştik. O kendisini aradıkça okuyucuları kendilerini buldular. Türk mat­buatı yirmi seneden fazla bir zamandır bu kalıptan kalıba girişi seyrediyor. Anlamıyanlar Nurullah’ı fikir değiştirmekle itham etti­ler. Gerçekte ise o çok rasyonel bir şey yapıyor. Kendisini tam görmek istiyordu. Bütün diyalektikler dışarımız içindir. Kendisinde tenakuza tahammül etmediğinden Nurullah hep yeniden yaşıyordu. Yaşadığı için tesir al­tında kalıyor, her tesirden yeni bir isyanla sıyrılıyordu.

        Fakat daha güzeli var. Bütün bunları ya­parken titiz bir zevkle türkçeyi işliyordu. So­nunda bize Hâtıralar’ın o ince, âdeta, şeffaf, tül ve nüans örgüsünü veren ve nihayet onu da beğenmeyip ötesine geçen bir yığın üslûb süzgecinden geçti. Bugün Nurullah türkçeyi en fazla sevenlerden biridir. Biraz daha mu­tedil olmasını benim şahsan temenni ettiğim bu sevgiye hürmet etmemek imkânsızdır. Türkçe bu titiz Uslûbla bir yığın ecnebi eseri­ni kazandı. Onun Stendhal tercümeleri türkçe­nin en güzel eserlerindendir. Yarının çocuk­ları Stendhal’i bazı tercümelerde olduğu gibi, körün elile kabartma seyretmesi şeklinde de­ğil, türkçede açmış bir mevsim gibi okuya­caklardır. Fakat sade Stendhal mı? Balzac, Flanbert, Laclos...

        Hayır Nurullah Ataç seni, sanatı, türkçeyi, insanı sevmek şartile küçük veya orta gör­mek kabil değildir. Sen devrimizin en çalışkan ve en faydalı adamlarından birisin. Eserlerin zevkimizin ve edebiyatımızın çok hususi ve lezzetli bir köşesidir.

                                                                                                                  Ahmet Hamdi TANPINAR     

                                                                                                                           (Cumhuriyet)