T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi

Varlık Dergisi Sayı 536 - Yıl 1960 Sanatçılarla Konuşmalar Ahmet Hamdi Tanpınar Anlatıyor

SANATÇILARLA KONUŞMALAR

AHMET HAMDİ TANPINAR ANLATIYOR

          Konuşan: Muazzez MENEMENCİOĞLU

        —  Şair ve romancımız, İkisini birarada, birlikte götürdüğünüze göre, şiirle romanın nerede birleştiklerini söyliyebilir misiniz?

        — Pek birleştiklerini sanmıyorum. Çünkü mahiyet ve nizamlarıyla ayrılırlar. Şiir somu­tun peşinde değildir. Çünkü kendisidir. Şiir şekildir. Resme, heykele ya da deminki tari­fime, somut tarifime hiç uymayacak şekilde musikiye benzer, yani soyutluğu musikininkine benzer. Bir his, bir düşünce, bir izlenim birden bire sizde kendi nizamını ilân eder ve dil üzerindeki denemelerinizle birleşir. Başlı başına bir objet olur. Dilin çiçeği, denizin kö­püğü, tek bir dal, özet olarak ilk bakışta çev­resiyle ilgisini kuramıyacağınız bir şey. Oysa roman hayatın kendisinin peşindedir. Şiir kendisi için, roman hayat ve insan içindir diyebili­riz. Gerçi oda, roman da, kendi üzerinde to­parlanır ama, hayatın düzenleri içinde. Belirli bir insanın, toplumun çevresinde. Şiir Ben’in peşindedir. Ama o ben, ben değilim artık, be­nim bir halimdir. O da etrafını verir ama, Ben'im vasıtamla ve bende olarak. Çünkü ger­çekten bitmiş bir şiirde ben de yoktur, o şiirin kendisi vardır, yani şiir herhangi bir objet gi­bi, iyi yontulmuş bir elmas diyeyim. Şiir hülâ­sa zamansızdır. Fakat insan her zaman, za­man ve mekansız yaşıyamaz. Zamanı olan şey­ler bizi sık sık yakalar. Benim roman ve hi­kâyeciliğim belki de şiir için gerekli bu za­mansızlığı temine yarar. Hislerimden, düşün­celerimden, anılarımdan kısaca hayatın bana verdiği şeylerden o sayede kurtulurum. Böylece şiirimde serbest kalırım. Baha büyük şair olsaydım sadece öz olarak yaşıyabilseydim belki buna ihtiyaç olmazdı. Nitekim Byron, Shelley, ya da Valéry gibi büyük şairler ikili­ğe ihtiyaç görmemişlerdir.

        — Onlar şiirin dışında başka bir şeyle ilgilenmemişler, yazmamışlar mıdır demek isti­yorsunuz?

        — Hayır. Nitekim onlar da Tiyatro, Hikâye, Bale gibi nevileri şiirlerine almışlardır. De­nebilir ki romancıyla şair bende ayni evde oturan ve birbirlerini az çok rahatsız eden, bazan da yardım eden, birbirleriyle geçinmiye mecbur iki kardeş gibidir.

        — Şiirin bir kısım aydınlarca yakınma ko­nusu olan aşırılıkları içinde, geleneğinin kuralları dışına çıkmış olmadığını söyliyebilir mi­siniz?

        — Zamanımızda sanatlar, belki de insan, mahiyet değiştiriyor. Ya da hiç olmazsa böyle bir iddia var. Belki de şiir ve diğer sanatlar yeniden kendilerine göre bir mükemmellik el­de etmek için bir hız alma devri geçiriyor. Herhalde bugün, şimdi, gelenekle hattâ dilin mükemmellik olanaklarıyla ilgimiz yok gibidir. Şiir zaruri iş değildir. Behemehal her devrin şiiri olmaz. Hattâ diyebilirim ki zaman zaman esen rüzgârdır. Eskilerde şiir tesadüfen rast­lanan şeydi, şiir benim için Baudelaire’le ve onun mirasçılarıyla dolmuş bir şeydir.

Tanpınar
        — Peki, kuşağınızın romanı ile günümüz ku­şağının romanı arasında yenilik ve benzerlik­ler buluyor musunuz?

        — Her insan büyük bir kısmıyla teşekkül devrinin mahsulüdür.

        — Bir roman yazıyor olsanız, birisi size romanınızın ana düşüncesinin ne olduğumu sorsa, buna rahatça cevap verir miydiniz?

        — Tabii, fakat bu soru beni düşündürürse bu ilk ana düşünceye ikinci bir düşünce, biraz daha düşünürsem üçüncü, dördüncü, beşinci hattâ öncekilere zıt ana düşünceler de bulu­rum. Tıpkı hayata baktığımız gibi. Bence romanda yakalanan insan ve üslûp önemlidir. Onlar değişmez. Yoksa her büyük kısmı için bir ana düşünce bulunabilir, düşüncesizliklerde, romanına göre.

      

  — Romanda kaçınılması, ya da dikkat edilmesi gerekli bir iki noktayı söyler misiniz?

        — Hiçbir sanatta hattâ şiirde bile en önem­li unsur yoktur. Bir eser kainatıyla gelir. Ya­ni şekli, üslûbuyla.. Hele roman büsbütün böyledir. O bütündür.

        — Yaptığımız kısa konuşma sonunda sizin romancıdan çok şair olduğunuzu, romandan çok şiiri sevdiğinizi hissettim, yanıldım mı?

        — Bir yerde şiir, roman, musiki hepsi birle­şir. Elbette eserin iyi ya da kötüsü olabilir. Yukarda da söyledim, terbiyem şiir terbiyesi­dir. Onun çevresinden dışarıya bakmak iste­rim. Herşey önce beni oraya götürür. Romanı kompoze (birleşik) bir sanat saymak daha doğ­ru olur. Hiç olmazsa Balzac’tan beri gelen romanda. Şiir, resim, musiki, heykel tıpkı sine­mada kabul ettiğimiz gibi, fakat büsbütün baş­ka şekilde. İngiliz romanında hattâ Dostoyevski gibi zıt düşüncelerin insan talihinin o kadar sert çehre takındığı eserlerde bile bu kompozelik vardır. Dostoyevskinin roman kompozis­yonu bana daima büyük konçertoları hatırla­tır. Peysaja o kadar az yer verdiği halde, çok yakalayıcı resim sahneleri bulabiliriz. Cürüm ve Ceza’da cinayet sahnesinde olduğu gibi. Bit­tabi bu her eserde vardır. Her eser başka sa­natların etkilerini, kendi teknik ve uslubunu hattâ malzemesinin olanaklarını tercüme eder.

        — Yeditepe yayınları arasında bir şiir kitabınızın çıkacağını duyduk. Şiiri bunca yıl bıraktıktan sonra bu gereksinmeyi neden duy­dunuz?

        — Ben hiç şiiri bırakmadım. Az yazmam şi­ir çalışmalarımdan uzak olduğum anlamına gelmez. Kitabımı şimdiye kadar çıkartmama­mın büsbütün başka sebebleri vardır. Bende esas olan şiirdir, oradan etrafa genişlerim.